Yalova’da yol üzerinde, herkesin gözü önünde bir işletme var. 10–15 yıldır var diyelim. Bu işletme ruhsatsız çalışıyor. Herkes biliyor ya da bilmiyor; ama öyle gözden kaçacak bir şey de değil.
Aslında mesele ruhsatlı olup olmaması bile değil, o işletmenin varlığı. Kimse çıkıp da “bu ruhsatlı mı, ruhsatsız mı?” diye de sorgulamıyor.
Sonra bir şekilde bu işletmenin ruhsat alma zorunluluğu ortaya çıkıyor (Demek ki bunca yıl ruhsatsız izinsiz çalışmış...
Eee nasıl olmuş..!
Ruhsat alma zorunluluğu da nasıl çıkıyorsa artık, bilmiyorum…
Mesela, Yangına uygunluğu yok. Bundan ötürü diyelim. İlerleyen süreçte halen ruhsatı yok... Bu işletmenin ruhsat alma sıkıntıları var, çünkü yangına uygun değil. Yangın uygunlukları yok. Bir sürü eksiği var, saymakla bitmez. Hatta biraz daha abartalım; gerçekten saymakla bitmez.
Şimdi soruyorum: Bu işletmeye ruhsatı ya da yangın raporunu nasıl alırsın?
Bir: Kanunlara uygun olarak yapılması gerekenleri yaparsın. Tüm eksikleri tamamlarsın. Yapman gereken her şeyi yaparsın. Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik’e uygun hale getirirsin. Her şeyi yaptıktan sonra itfaiyeden yangına uygunluk raporunu alırsın.
İki: Zaten herkesi tanıyorsundur. Belediye başkanıyla aran iyidir. Sürekli gidip geliyorsundur. Bir sürü dernekte yöneticisindir. Siyasi partilerde görev alıyorsundur, hatta iktidar partisinde bile olabilirsin. Böyle bir gücün vardır. Dolayısıyla bu gücü kullanmaya çalışırsın.
Mesela ne yaparsın?
Özel hediyeler verirsin. Belediye başkanına hediyeler alırsın, belediyeye hediyeler alırsın. Hatırlı dostlarını devreye sokarsın, baskı yaptırırsın. Paranla, makamınla, çevrenle işi çözmeye çalışırsın.
Eksiklerin olduğu halde bu raporu almak istersin. Bunun için tehdit edersin. İftira atarsın. Yalan söylersin. İnsanların ekmekleriyle oynarsın.
Yetkilileri tehdit edersin. Olmazsa rüşvet çarkını devreye sokmaya çalışırsın. O da olmazsa iftira atarsın. Ki en önemlisi budur: iftira ve yalan.
Ama eninde sonunda her şey açığa çıkar. Çıkacaktır da.
Burası Yalova. İki oda bir salon. Herkes herkesi tanır. Yalancıyı da biliriz, haini de biliriz, iftiracıyı da biliriz, rüşvetçiyi de biliriz. Sahtekârı da biliriz, iki yüzlüyü, riyakârı da biliriz. Bizi de herkes bilir. Herkes herkesi bilir.
Şimdi elinizde güç var diye, iktidar var diye, istediğinizi yapabileceğinizi sanıyorsunuz ya… Bakın, gün gelir bunların hepsi kıvrıla kıvrıla size geri döner.
O gün geldiğinde kaçacak delik ararsınız.
Unutmayın: Devlet 18 yaşındadır. Hiçbir şeyi unutmaz. Yaptığınız hainlikler, yolsuzluklar, rüşvetler, hırsızlıklar, soysuzluklar… hiçbir şey unutulmaz. Zaten unutulmuyor da. Gün gelir, bunun hesabını verirsiniz.
Sizi tanıyıp size destek olanlar, sizinle birlikte hareket edenler, ya da gerçek yüzünüzü bilmeden size yardım edenler… onlar da bunun hesabını verir.
Kimler geldi, kimler geçti…
Parayla her şeyi satın alabileceğinizi sanıyorsunuz ama… boyunuz gibi itibarınız da kısa. Bunu satın alamazsınız kardeşim.
Önce adam olmanız lazım.
"Helâlin adı kaldı, onu gören yok. Haram kapışıldı, hâlâ doyan yok."
Yusuf Has Hacib