Yazmak sorumluluk gerektirir demiştim taa en başından; Yani yazmamız çevreye ve hayata olan duyarlılığımızdan kaynaklanıyor. Duyarlılık derken, haklı olan doğru olanın tarafında, haksızlık ve adaletsizliğin karşısında olmak gibi bir duyarlılık. Yani biz suya sabuna dokunmadan hayatı yaşamayanlardanız. Yanlış yapan, haksızlık yapan kim olursa olsun onun karşısında doğruyu söylemek bizim için bir görev. Zaten siyasi kimliğimizin, kalem sahibi olmanın ana amacı da Hakka hizmet – Halka hizmet değil midir?
Eğer biz sadece kazanan tarafın yanında olursak. Sadece zayıfları güçsüzleri ya da işimize geleni eleştirir, diğerlerini eleştirmez isek siyasi kimlik sahibi olmanın, kalem sahibi olmanın ne anlamı kalır.
Yalova’nın sahibi yok derken sahip çıkalım demek istemiştim, sahip çıkmak adına bunları önce kendime sonra tüm sorumluluk sahibi, duyarlı insanlara söylemiştim.
Şimdi gelelim asıl konuya başlığımız demir leblebiye. Konu biraz karmaşık ancak şu şekilde özetleyebiliriz. Bir taraftan soyumuz Kafkaslara Şeyh Şamil’e dayanıyor, bu sebeple arkadaş ve dost meclisimizde Kuzey Kafkas kökenli çooook arkadaşımız dostumuz vardır. Çiftlikköy de faaliyet gösteren Kuzey Kafkas Derneği yöneticisi ve gönüllüsü birçok arkadaşımız, dostumuz var. Geçenlerde başlarına gelen VAHİM bir olayı bizimle paylaştıklarında, gırtlaklarında bir DEMİR LEBLEBİ gibi yutkunamadıklarını görünce gerçekten üzüldüm ve bu konuyu siz okuyucular ile paylaşmak istedim.
Olay birçok teferruat içermekle beraber özünde yatan konu, bir sebepten dolayı dernek yöneticisi birkaç kişinin ki iki tanesi Bayan, Çiftlikköy’ün en yüksek idari makamı olan Sn. Kaymakam Beyi ziyaretleri sırasında, Kaymakam bey tarafından AZARLANDIKLARI, DİNLENİLMEYE BİLE TENEZZÜL EDİLMEDİKLERİ, MUHATAB KABUL EDİLMEDİKLERİ, HORGÖRÜLDÜKLERİ biçiminde davranışa maruz kaldıklarını anlattılar, hatta Kaymakam beyin odasından çıkışta bayan yöneticilerin ağladıkları ve hiç bu kadar azarlanıp hor görülmemiştik şeklinde serzenişte bulunduklarını söylediler.
Kültürümüzde örf ve adetlerimizde ( ki devlet geleneği de buradan beslenmiyor mu? ) insanlara saygı ve sevgi ön plandadır. Hele büyüklere, yaşlılara, kadınların yanında erkeklere daha bir itinalı davranılır, insanların onurları ve haysiyetlerine daha bir dikkat edilir. Sn Kaymakam bu tür bir davranışı neye istinaden ne niçin yapmıştır bilinmez ama bizce NE OLURSA OLSUN yapılmaması gereken bir davranıştır. Niyetimiz kimseyi suçlamak ve yargılamak değil. Bizde olaylara kendi penceremizden bakarak şunları sormak istiyoruz;
Devletin şefkat eli bu mudur? Devlet adamı böyle mi davranmalıdır? 21. yüzyıl şeffaf birleştirici, sosyal devlet anlayışı bu mudur? Sivil toplum kuruluşları yetkileri muhatap kabul etmeme bizim devlet geleneğimizde var mıdır? Şu anki devlet yaklaşımı 1940’lardan kalan ben ne dersem o olur benim müdürüm her zaman haklıdır mı olmalıdır? Bölgedeki en yüksek mülki amirler uzlaştırıcı arabulucu mu olmadır yoksa AZARLAYICI mı? Bir Kaymakam nasıl olurda bir sivil toplum kuruluşunu çalışamaz hale getirir? Daha sorulacak onlarca soru söylenecek yüzlerce cümle var ancak kısaca bu davranış DEVLETE ve DEVLETİ TEMSİL edenlere yakışıyor mu?
Zaten her yerimizde bir kavga ve karmaşa var neden uzlaşmacı, yardım edici olmak yerine başka yolları tercih ediyoruz. Nedir yapmak istediğimiz? Bu millete, vatana hizmet etmiş insanlara, halklara neden bu SERT ve KABA davranışımız? Bu memleket bu halklardan ne kötülük görmüştür? Bu dernek yöneticisi kişiler; devlet - millet zararına bir iş mi yapıyorlar? 250 – 300 gence, çocuğa ve yetişkine kültür, sanat, folklor, örf adet anane öğretmektedirler. Aslında sosyal devletin yapması gereken, kültürel faaliyetleri dernekler üstleniyor. Bu dernekler gençlerini çocuklarımızı sokakların kötülüklerinde bir nebze korumakta değil midir? Derneklerimiz olmasa çocuklarımıza bırakacağımız kültür mirasımızı nasıl koruyacağız ve öğreteceğiz?
Sözün sonu umudumuz ve isteğimiz odur ki, devlet her zaman söylenen ANA şefkatini göstermelidir, DEVLET ANA olmalıdır. Ceberut, elinde kırbacı olan devlet anlayışı bizce çoook eskilerde kaldı. Şimdi 21. yüzyılda daha şeffaf, paylaşımcı, sosyal, uzlaşmacı bir devlet anlayışı hakim olmalıdır. Zaten bize sürekli (TV ve Gazetelerde) söylenen de bu değil midir?
Biz yaşadığımız yerdeki kanunlara ve kanun uygulayıcılarına (Tüm mülki amirlere) karşı saygılı olduk ve bundan sonra da olacağız. Beklediğimiz şey ise SEVGİ ve ŞEFKAT tir.
Hayatta hiçbir şeyden korkmayın yalnız; herşeyi anlamaya çalışın. MARİE CURİE