İnsan her yönüyle ilginç bir varlıktır. En zor şartlarda yaşamayı başarır. Afrika’da doğru dürüst evi parkı olmayan insan çadırda, ağaç gölgesinde sıcak altında yaşıyor ama şikayetçi olan var olmayan var.. Kutuplarda Eskimolar, kar içinde, buzları kırarak buldukları balık vs. ile beslenerek, kar tüneller içinde yaşıyor, hayatından memnun olan var olmayan var. Gazze’de Müslümanlar savaş içinde, evleri tarumar olmuş, cenazesini defnedemeyen, yemek bulamayan, kayalar arasında barınan, sağlık hizmeti alamayan bu insanların kimi şikayetçi, kimi tevekkülcü.

Kırsalda iyi kötü evi parkı, atı eşeği, koyunu ineği, tavuğu köpeği, tarlası çifti vs. var, onun da bazısı memnun, bazısı isyanda. Şehirde yaşayan evi, arabası, işi maaşı olup; geçimden, zenginlikten, trafikten, kalabalıktan, ahlaktan, patrondan, kiradan… memnun olan var isyan eden var.

Evde kendi ailemizde anne baba can havliyle çalışır, didinir, iyi bir imkan sağlayayım diye koşturur, aile mensupları kah memnundur, kah şikayetçi. Bakıyorum insanların memnun, mutlu, şükreden, halinden memnun olanı neredeyse yok. Zengini, patronu, imalatçısı, para babaları nasıl? Hiç fark etmiyor onla da memnun olan var olmayan var.

Şimdi bakıyorum, insan memnun edemiyor bunu anladık da, Allah da bu insanı memnun edemedi. Bin bir nimetle ve beceriyle donattığı bir vücut verdi. Vücudu idare eden sinir sistemi, organlar, bunları idare eden akıl yazılımı, kabiliyet, beceriler verdi. Tüm yaratıkları da onun emrine ve istifadesine sundu. Her canlıya hükmedip emrine verdi, tabiat nimetlerini keşfedip kullanımına verdi, yarattığı teknolojiyle hayatını kolaylaştırdı, bedensel işleri makinelere yaptırdı.

Yer yüzünde yarattığı tüm yiyecekleri, içecekleri insana ulaştırdı, ama insanın kimi memnun, kimi şikayetçi. Olmadı insan aklı dünyayı aştı uzaya çıkıyor, oraları keşfediyor. Ama hala şikayetçi olan da memnun olanı da var.

Peki insan nasıl memnun olacak, Bu memnun olanlar nasıl mutlu iken diğerleri bedbaht oluyor. Burası çok önemli. Bence burada şükür devreye giriyor. Nihayetsiz istekler insanı kesmiyor ve tatmin etmiyor. Dünyada en çok nimet ve bolluğa sahip olanlar en mutsuz ve ahlaksız toplumlardır. Şikayet onlarda daha çoktur. Oysa ilk bakışta bunun tersi beklenirdi.

İnsan yaratılışı açısından Yaratanla bağ kuramazsa, onu tanımaz, kural ve sınırlarına uymazsa, onun nimetlerine şükretmezse asla mutlu olma imkanını da bulamaz. Zaten öyle oluyor. Allah milyonlarca, hatta sayılamayacak nimetleri verdiği insanı memnu edememesi insanın doyumsuz ve aç gözlüğündendir. Oysa insan hem kendinden yukarı, hem de aşağı bakabilmelidir. Bu iki hal farkını görüp şükredebilmeli, daha kötü durumda olabileceğinin farkında olmalıdır.

Ancak insanlık tarihinde insanın doyumsuzluğu, aç gözlüğü, isyankarlığı ıslah olmayıp zirve yapında, insanı Allah cc kendisi verdiği savaş, yangın, deprem gibi afetlerle insanı hizaya getirmektedir. Bu felaketlerde elinde olanları, bezen de canları kaybederek çok daha acı olayların olduğunu görüyor. Kendine gelip şükürsüzlüğünü ve azgınlığını görüyor. Vahşiliğinin farkına varıyor. Sonra şöyle bir kenara geçip usluca oturuyor, normal hayatına dönüyor.

İşte bu insanı mutlaka memnun edeceğim diye paralanmamak gerekir, bizler ortalama olarak insana nimetler sunulmalıdır. Bazen yokluğu, imkânsızlığı tatmalıdır Mutluluğun ve mutsuzluğun kaynaklarını yaşayarak keşfetmelidir. Ancak ahlaklı ve mutlu toplumlar böyle teşkil edebilir. Allah şükredenlerden eylesin cümlemizi…