Suçlu, orda, burda, şurdadırDünyada gündemler üst üste gelirken, ülkemizde de bir aya sığmayacak gündemleri bir haftada yaşıyoruz.

‘’Amerika-İran-İsrail savaşı sonucu ne olacak?

Hürmüz boğazı açılacak mı?

Enerji ve yakıt fiyatlarına kim dur diyecek?

Çin ve Rusya, ABD-İran savaşının neresinde?

Savaş, İslam alemine yayılacak mı?

ABD köşeye mi sıkıştı?

Türkiye ve Pakistan’ın arabuluculukları sonuç verecek mi?’’ Vb. birçok başlık altında onlarca soru var.

Bunlar yetmemiş gibi, Urfa ve Antep’te okullardaki saldırılarda, ölen öğrenci ve öğretmenler. Bu olaylarda suçlu kim?

Başlı başına bir facia olan, Gülistan Duru olayı gibi konular da bu haftamızı allak bullak etti.

Bütün bu olayların ana nedenine bakmak lazım.

Bu gün dünya üzerinde Tevrat kitabına sıkı sıkıya bağlı olan bir avuç Siyonist Yahudilerin, dünyaya hükmettiklerini ve insanlığa kök söktürdüğünü görüyoruz.

Ticaret ellerinde, teknoloji öyle. Ülkelerin siyasetlerini, idarelerini şekillendiren bu yapı; kaos çıkartan, insanlığın tüm kurallarını çiğneyen, saldırgan ve yayılmacıdırlar. Her taşın altından çıkan, lanetli ve bozguncu bir millet. Ama bu başarılarının altında tahrif edilmiş bir kitaba sıkı sıkı bağlılıkları var.

İslam alemine baktığımızda hiçbir değişime maruz kalmamış son ilahi kitap terk edildiği için, yaşanmadığı için, harici ayrılıkçı mihrakların tuzaklarına düşerek hayatları sömürü ve taklitçiliğe dönüşmüş bir millet olduk.

Okullarımızdaki daha tıfıl çocukların birer caniye dönüşlerinin altında da İslam’dan uzaklaşma ve Yahudi tuzaklarına yakalanmaları yatmaktadır. Teknoloji bağımlılığı, neredeyse tüm aileleri teslim almış. Yetişkin ve çocuklar, buradaki mecraların tesirinde kalmakta, gördükleri her olayı gerçekmiş gibi kabul edip almakta, ailelerle bile bu konular istişare edilmeden benimsenmektedir. Ardından saldırganlık ve katliamları yaşıyoruz.

Öğrencileri ellerine teslim ettiğimiz bir kısım öğretmenler, sendikal kimlerini ve kendi başarısızlıklarını örtmek için Milli Eğitim Bakanını suçlayabiliyorlar. Halbuki öğrenciyle canlı teması kuran kendileridir. Bir etkileşim olacaksa bunu Bakan değil, öğretmen sağlayabilir.

Özellikle ahlak eğitimine, milli manevi değerlere bağlı nesiller yetiştirememenin önünde bu kafadaki öğretmenlerin ciddi direnişleri de vardır.

Okullarda Ramazan ayındaki Ramazan temasının işlenmesi bu çevreyi çok ciddi rahatsız etmiş ve ciddi dirençler yaşanmıştır. Ahlak verilmeyen bir gençten olumlu davranışlar beklemenin de akla sığacak bir tarafı olamaz.

Milli manevi değerlere karşı çıkanlar, aslında toplumda çıkacak her katliam veya huzur bozucu durumların artmasından memnuniyetleri olduğu inancındayım. Ülke içerisinde 80’li yıllarda, sağ-sol olaylarıyla gençliği birbirine kırdıranlar da, o günkü din ve ahlak karşıtlarıydı. Hala ülkemiz içinde etnik milliyetçilik, Alevi- Sünnilik, siyasal farklılıkların körüklenmesi de aynı mihrakların ürünleridir.

Bu nedenle, önce kendi ferdi davranışlarımızdan başlayıp, aile, çevre ve elimizin yetiştiği her yerde aslımıza dönmeyi ve ahlaklı bir toplum olmayı ilk sıramıza koymalıyız. Ailemiz ve çevremizle fiziksel temaslar kurup, sanallıkla aramıza mesafe koymalıyız. Çocuklarımızla muhabbetler sağlamalıyız. Bir vali bile bunu sağlayamayıp, elinden çıkan oğlunun katliamının altında eziliyorsa, bizler daha büyük riskler altında olduğumuzu unutmamamız lazım.