Son zamanların moda deyimlerinden biri de, “Kuranı Arapçasından okuyup anlamıyorsan, bu okumanın ne anlamı var” gibi söylemler geliştiriliyor. Kuran Rabbimizin buyruğu, mesajlarıdır. Anlamasak da onu okumanın bir ibadet olduğuna inanır ve okuruz.
Anlama işine gelince elbette anlaşılması da çok değerlidir. Zaman ayırıp, buyruklarda bizden ne istendiğini öğrenmemiz gerekir.
Ama bu asla yeterli değildir. Çünkü anladığımız bir şeyi uygularsak bir anlam taşır. Yoksa genel kültür olarak okuyup anlamış olabiliriz.
Mesela Kuran’ın ilk suresi Fatiha’dır. Kuranın anahtarıdır adı. 600 sayfalık ilahi kitabımızın ilk suresi, her namazda okuruz, bir çok ibadette ve yerde okuduğumuz gibi, işlerimizin sonunda da genelde okuduğumuz bir sure.
Bu ilk surenin ilk ayetinden başlarsak, besmeleden sonra “Alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd oldun” ilk ayetin anlamıdır. Bunu okuyup anlamak neyimizi değiştirir eğer algılamaz ve uygulamazsak.
Bu ayet Müslümana ilk ahlak kuralı ve emir olarak, namaz, oruç, zekât, gibi temel ibadetleri öğretmediği gibi, hırsızlık, zina, içki gibi temel günahlardan da bahsetmiyor.
Alemlerin Rabbine hamdet, ayet bu. Buradan anlamamız gereken, yani Müslüman olan önce şükretme, teşekkür etme, kadir kıymet bilmeyi öğrenmesi gerekir. En büyük şükür ve teşekkür de tüm benliğimizin ve sahip olduklarımızın vereni Allah’a, bizi terbiye edip şekillendirene olması gerekir. Önce Allah’ı tanıyıp ona şükretmeyen insan ahlaken yetersiz ve nankör bir varlık olur. Başkalarına teşekkürü de bilmez. Halinden daima şikayetçi olur. Elindeki nimetlerin bile farkında olmaz, olsa da bunları her daim az görür ve durmadan şikayet eder.
Aslında bakıldığında en zengin, en çok nimete ulaşandan da, en az ve en kötü şartlarda yaşayandan da bu şükrü Allah Taala istemektedir. Nimetleri bol olanı anladık da nimetleri kısık olan neden şükrediyor ki?
Az nimet dediğimiz imkanlar bile hiçbir zaman az değildir. Hasta olabiliriz, ama amansız ağrımız yoksa, bu önemli bir nimettir. Yatak hastasıysak, yatakta derdimizi anlatabiliyorsak ve derdimizi, isteğimizi söyleyecek bir varsa yanımızda bu önemli bir nimettir.
Gözümüz görüyor, kulağımız duyuyor, konuşabiliyorsak, aç susuz bile kalsak bu nimetler çok anlamlıdır. Her halin daha kötüsü de vardır elbette. Bu nedenle her kul, her Müslüman öncelikle Allah’a teşekkürü, şükrü asla unutmamalıdır. Bu ahlaki kıymeti asla kaybetmemelidir.
Nimetleri çok olanlar ise çok daha fazla teşekkür ve şükür içinde olmalıdırlar. Bu ahlakı edinemeyen kişiler, komşusuna, amirine, memuruna, ailesine, anne-babasına, kendine emek verene velhasıl başkalarına da teşekkür edemez, etmez. Hatta her halinden şikayetçi olur, doymayan bir zat haline gelir.
Bu gün biz bu sorunları her yerde görmekteyiz. Buradan Kuran’ın okunmasının yetmediği, onu yaşayabiliyorsak, okuyup anlamanın bir yararı olacağını, ahlakımızın güzelleşeceğini anlıyoruz.
Allah hepimizi bu güzel hasletlerle buluştursun…