Dün yakın bir arkadaşım yeni bir iş yeri açtı. Öncelikle kendisini bu cesaretinden dolayı gerçekten tebrik ediyorum. Böyle bir dönemde yeni bir iş kurmak, ekonomik şartlar düşünüldüğünde hiç de kolay değil.

Çünkü bugünlerde insanların zorunlu ihtiyaçları dışında alışveriş yapmadığı bir dönemden geçiyoruz.

Esnaflarla konuşuyorum. Birçoğu günlerce siftah yapamadığını söylüyor. Çarşıya, pazara baktığımızda bunun izlerini zaten görmek mümkün. İnsanların alım gücü ciddi şekilde azaldı. Pazar artık el yakıyor. Vatandaşın büyük bir kısmı alışveriş yapmaktan çok, ayın sonunu nasıl getireceğini düşünüyor.

Eskiden bir “orta direk” vardı.

Bana göre bugün o orta direk giderek ortadan kalkıyor. Yerine adeta iki ayrı kesim oluşuyor: Geliri yüksek olanlar ve geçinmekte zorlananlar.

Özellikle emeklilerin ve asgari ücretlilerin durumu ortada. Emekli maaşıyla geçinemeyen, kirasını ödeyemeyen insanlar var. Bugün kiraların birçok yerde 20 bin liraları geçtiği bir ortamda, sabit gelirle yaşayan bir insanın hayatını sürdürmesi gerçekten çok zor.

Hatta ekonomik sebeplerle huzurevlerine başvuran yaşlılarımızın olduğunu duyuyoruz. Bir insanın yıllarca çalıştıktan sonra emekli olduğunda en temel ihtiyaçlarını bile karşılayamaması hepimizin üzerinde düşünmesi gereken bir konu.

Esnaf da aynı şekilde zor durumda.

Alım gücü düşünce esnafın işi düşüyor. Esnafın işi düşünce yeni iş yeri açmak isteyen insanın cesareti kırılıyor. İnsanlar “İş kurup risk alacağıma param bankada dursun, faizini alayım.” diye düşünmeye başlıyor.

Bunun ekonominin diğer alanlarına da etkisi olduğunu düşünüyorum. Emlak piyasasındaki durgunluğun nedenlerinden biri de insanların yatırım yaparken eskisi kadar cesur davranmaması olabilir.

Elbette devletin yeni iş kurmak isteyenlere yönelik çeşitli destekleri var. Fakat destek kadar önemli olan başka bir şey daha var: İnsanların işlerinin karşılığını alabileceğine ve müşterisinin olacağına inanması.

Bugün birçok kişi tam da bundan çekiniyor.

Çünkü sorun sadece iş yeri açmak değil. O iş yerinin ayakta kalabilmesi.

Gördüğüm kadarıyla bu dönemde hareketliliğini koruyan sektörlerin başında yemek sektörü geliyor. İnsanlar başka birçok harcamayı ertelerken, yeme içme konusunda bir şekilde harcama yapmaya devam ediyor.

Avrupa’daki arkadaşlarımla da konuşuyorum. Onlar da Avrupa’nın eski Avrupa olmadığını, orada da hayat pahalılığının ve alım gücü sorunlarının arttığını söylüyorlar. Yani ekonomik sıkıntılar sadece bizim ülkemize özgü değil.

Fakat ülkemizdeki pahalılığın geldiği nokta hepimizin günlük hayatında çok daha fazla hissediliyor.

Türkiye’ye gelen yabancılar arasında da yaşam maliyetlerinden şikâyet eden, hatta bu nedenle ülkeden ayrıldığını söyleyen insanlar olduğunu duyuyoruz.

Bence artık üzerinde en fazla durmamız gereken konu, vatandaşın cebindeki gerçek alım gücü.

Çünkü ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil.

Ekonomi; pazara giden annenin filesini ne kadar doldurabildiğidir.

Emeklinin ay sonunu düşünmeden yaşayabilmesidir.

Asgari ücretlinin kirasını ödedikten sonra elinde hâlâ hayatını sürdürebilecek bir para kalmasıdır.

Esnafın sabah kepenk açarken “Bugün siftah yapabilecek miyim?” diye düşünmemesidir.

İnsanlar temel ihtiyaçlarını rahatlıkla karşılayabildiğinde, esnafın da yüzü güler. Esnaf kazandığında yeni yatırım yapar, yeni iş yeri açılır, istihdam oluşur.

Kısacası ekonomi yeniden hareketlenir.

Ben inanıyorum ki emeklilerimizin ve asgari ücretlilerimizin gelirleri, hayat pahalılığının karşısında gerçekten nefes alabilecekleri bir seviyeye geldiğinde toplumun tamamında bir rahatlama hissedilecektir.

Çünkü güçlü bir ekonomi, sadece yüksek gelirlilerin rahat ettiği değil; toplumun geniş kesimlerinin kendisini güvende hissettiği ekonomidir.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey, kaybolan o “orta direği” yeniden ayağa kaldırabilmek.