İnsan bazen dünyadan değil, kendinden kaçar. Çünkü insanın karşılaşabileceği en zor şey, kendi iç gerçeğidir. Kişi, başkalarının gözünde güçlü, dengeli ve tutarlı görünmek ister; fakat kendi iç dünyasında kırılganlıklar, bastırılmış öfke, suçluluk, utanç ya da yas taşıyabilir
Bu duygularla temas etmek, çoğu zaman onları inkâr etmekten daha fazla cesaret ister.
Varoluşçu psikiyatrist Irvin D. Yalom’un yaklaşımında insanın kaçışı, çoğu zaman varoluşsal gerçeklerle yüzleşmemek için geliştirdiği bir savunma biçimidir. İnsan, özgürlüğünün ağırlığından, yalnızlığın hakikatinden, ölümün kaçınılmazlığından ve hayatın belirsizliğinden ürker. Bu nedenle dikkatini dış dünyaya yöneltir; işlere, ilişkilere, meşguliyetlere…
Böylece içindeki sessiz sorularla karşılaşmayı erteler.
Kendinden kaçan insan, aslında kendini korumaya çalışır. Çünkü geçmiş deneyimler, özellikle de travmatik yaşantılar, benliğin içinde işlenmemiş bir yük olarak kalabilir. O yükle yüzleşmek; eski acıları, bastırılmış anıları ve çözümlenmemiş duyguları yeniden hissetmek anlamına gelir. Bu yüzden kaçış, bazen bir savunma, bazen de ruhun kendini zamana yayarak iyileştirme çabasıdır.
Fakat paradoks şudur: İnsan en çok kaçtığı yerde kendine rastlar. Çünkü bastırılan her duygu, konuşulmayan her hikâye ve görülmeyen her parça, bir şekilde yaşamın başka alanlarında kendini tekrar eder; ilişkilerde, seçimlerde, kaygılarda ya da tekrar eden yaşam döngülerinde…
Psikolojik danışma süreci tam da bu noktada anlam kazanır. Terapide amaç, insanı zorla yüzleştirmek değil; onun kendi iç dünyasına güvenle yaklaşabileceği bir alan yaratmaktır. Çünkü insan, kendinden kaçmayı bıraktığında değil, kendine şefkatle bakabildiğinde dönüşmeye başlar. Yüzleşme çoğu zaman acı verici olabilir; fakat aynı zamanda insanın kendi hikâyesini yeniden anlamlandırabildiği en özgürleştirici deneyimlerden biridir.
İşte bu noktada metanoia ortaya çıkar: insanın yalnızca davranışlarını değil, kendi iç anlam dünyasını dönüştürdüğü o derin zihinsel değişim. İnsan geçmişini değiştiremez; fakat ona verdiği anlamı değiştirdiğinde kendi hikâyesinin yönünü yeniden yazabilir. Çünkü gerçek dönüşüm, insanın kendinden kaçmayı bıraktığı yerde başlar.