Siyonizm’in yayılma istila programı her geçen gün gıdım gıdım ilerliyor. Her fırsatta karşısındakilerin masum olması veya olmamasının bir anlamı olmadığı gibi, en hain ve hunhar katliamları da zevkle icra ediyorlar.

İnsanlığın çemberinden çoktan çıkmış olan bu zalim ve vahşi zihniyet, her hâlükârda lanetlenip karşısında durulması gereken bir zihniyettir. Bu kısımda ehli iman kimsenin itirazı olamaz.
15 günü aşkın zamandır İran’a başlatılan İsrail + ABD’nin vahşi saldırısına baktığımızda, burada Sünni, mezhepsel veya Müslüman olarak nerede durmalıyız sorusu günümüzde çok tartışılsa da benim kanaatim İran’ın yanında olmaktan yanadır. Ne kadar beğenmediğimiz yönleri olsa da zalim Siyonizm’in yayılma ve istila hedeflerini durdurmak için de bu elzemdir.
Şu anda vahşice saldıran ABD ve bozguncu İsrail’in bu kanda boğulmaları için gereklidir bu taraf olma hâli. Sonuçta katledilen çocuklar, kadınlar, yaşlılar, ekonomik yapı, tarihî ve sanatsal eserler, hayvan ve bitkiler; kısaca tüm tabiat yapısını yerle bir eden bir savaştan bahsediyoruz. Elbette İran’ın yanında olmalıyız. Savaş hâlindeki bu inancımı belirttikten sonra, bizim barış anındaki geçmişimizden de bir ibret almak için uygun bir zaman olduğunu düşünüyorum.
İslam tarihinde de Sünni-Şia tartışmaları, hatta savaşmaları bile yaşanmıştır. Hz. Peygamber’in Hz. Ali, Hz. Ömer ve Hz. Osman gibi sahabelerle ilgili farklı düşüncelerin varlığını da biliyoruz. Daha dün ABD’nin Suriye ve Irak işgallerinde ABD ile el ele verip Sünni avına çıkıp çok zalim katliamlar yapanların hatırası hâlâ hafızamızdadır.
Recep Tayyip Erdoğan meydanlarda da diplomaside de “Biz din kardeşiyiz, aynı Kur’an’a ve aynı Peygamber’e inanıyoruz. Biz Hz. Ali (RA) ve onun aile efradını da Hz. Ömer veya Hz. Ebu Bekir’den ayırmayız. Çocuklarımıza Ali, Hasan, Hüseyin, Zeynep isimlerini sevdiğimiz için veririz. Böyle mezhep savaşlarını aramızda yayıp düşmanlara karşı birbirimize kin oluşturmayalım. Yarın birbirimize muhtaç oluruz. Zalim merhametsizdir. Bu kin tohumları bizi yalnızlaştırır.” gibi uyarılar yaparken İran’ın Kasım Süleymani ve orduları daha ceberutça saldırmaya devam etmişti.
Sonra Kasım Süleymani’ye verilen görev bitti; ABD temizledi onu kaşla göz arasında. Sonra İran liderlerini havada, evinde, orada burada topluca avladı. Sonra da bombalamaya başladı. Şimdi hepimiz çaresizce seyrediyor ve lanetlemekle kalıyoruz. Zulme maruz kalan bazı Müslümanlar İran’a atılan her bombaya şükrediyor, kutlama yapıyor, seviniyor. Allah’ın zalimini zalime musallat kıldığını haykırıyor.
1979 yılında İran İslam Devrimi yapılırken 19 yaşındaydım. Türkiye’de Müslümanlar büyük bir heyecan yaşıyordu. Gazete ve mecmualarda İran’la ilgili makaleler, röportajlar yapılıp yayınlanıyordu. Hatta o zaman İran’ı destekleyenlere “İran’cı” diye de yaftalanıyordu bu taraftarlar. Ben bile o dönemde Muhammed Bakır es-Sadr’ın 1000 sayfalık “İslam Ekonomi Doktrini” diye bir kitabını almıştım kitapçıdan. Tüm Sünni kitapçılar Şia’nın ve İran’ın bu kitaplarını satıyor, devrim destekleniyor, güzel bir örnek olacağı düşünülüyordu.
Sonra İran izole edildi, ambargolara karşı dirençler devam etti. Şia ve Sünni diye ülkemizde bir sorun olmadı, tam tersine yanlarında olundu halk olarak. Ta ki İran ve Saddam Hüseyin arasında çıkan savaşa kadar böyle devam etti. Bu savaş yıllarca sürdü. Ama o dönemde bile ne Saddam’ı ne de İran’ı destekledi Türkiye Müslümanları. Savaş bitsin, iki Müslüman savaşmasın diye gayretler sarf etti insanımız.
Ne zaman ki Arap Baharı başladı, IŞİD Irak ve Suriye’de zuhur etti; İran’ın bu ülkeler ve Lübnan, Beyrut, Ürdün gibi ülkelerde de Şia yayılmacılığı karşısında Siyonizm yerine Sünniler hedef alındı. Erdoğan’ın hiçbir uyarısı dikkate de alınmadı.
Şimdi bugüne geldik. Bu tablo karşısında kinle, tarafgirlik mantığıyla, mezhepçilik bakışıyla, yapılan zulmün rövanşı bakışıyla olaylara baksak hepimizin sevinmesi ve halay çekmesi gerekirdi. Oysa Sünni mezhepler hâlâ aklıselim düşünerek İran’ın yanında olduklarını deklare etmektedir. Evet, bazı karşı çıkan, sert açıklamalar yapanlar da var. Olabilir; onlara da saygı duymak gerekir.
Aslında mezhep farklılıkları bazen Sünniler arasında da sorun olabilmektedir. Hanefi, Şafii veya Hanbeli, Maliki mezhep farklılıkları da tartışılmış, sürtüşmeler yaşanmıştır. Tahriklere kapılanlar olmuştur. Ama bunu koca bir zulme dönüştürdüğümüzde hepimiz canavarın birer avı oluruz. Sadece kurban olma tarihleri farklı olur; gerisi aynı senaryodur.
Gönül ister ki İran bu savaştan alnının akıyla çıksın, Siyonizm ve ABD’ye güzel bir ders verip uğurlasın onları. Duamız bu cihettedir. Ancak savaş sonrası elimizi başımızın arasına alıp bugünden ders çıkartamazsak, yarın aynı düşmanlıklar körüklenirse elin gavuru yine elini ovarak bir gün yine gelecektir.
Bence bu son durum en önemli meseledir. Allah aklıselim nasip etsin tüm ümmete.