Ülkemizde genellikle Ramazan aylarında tartışmaya açılan konulardan biri de ölülere Kuran okunur mu, konusudur. Bu konu yıllardır tartışılır. Herkes kendine bir dayanak bulup konuştuğu gibi, demagoji ve mantığını konuşturanlar da vardır bu tartışmalarda.
Kuran-ı Kerim okumak her şeyden önce Allah kelamı olması nedeniyle bir ibadettir. Anlamasak bile okunması kişiye sevap kazandırır; bunda bir ihtilaf olmaz. Ama metinle mealinin okunması daha sevaptır. Asıl sevap olan ise, okuyup anladığını yaşamaktır; esas olan da budur.
Durum böyle olunca, özellikle kabir başında ve ölmüşleri hatırlama manasında düzenlenen davetlerde “Ölüye Kuran okunur mu?” sorusu gündeme geliyor. Bu konuda bizim yorum yapmamıza bile gerek yok; Yasin Suresi’nin 69. ayeti şu şekildedir:
“Biz o Peygamber'e şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da. O(na verdiğimiz) ancak bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır.” (Yasin-69)
Bu ayet, Kuran’ın bir şiir gibi okunmaması gerektiğini, okunduğunda öğüt alınması ve emir ile yasaklarının uygulanmasını istediğini vurguluyor. Ölü bu okunan ayetleri nasıl anlayacak ve kabirde nasıl uygulayacak? Bu ölü için mümkün değildir.
Bir sonraki ayette ise:
“Diri olanları uyarması ve kafirler hakkındaki o sözün (azabın) gerçekleşmesi için Kur'an'ı indirdik.” (Yasin-70)
Bu ayet de, Kuran’ın diri olanları uyarması, onlara hitap ettiğini gösteren bir ayettir. Bu nedenle bazıları şöyle der: “Ölüye Kuran okumak, trafik kazasında ölen birine trafik kurallarını anlatmaktan farksızdır.”
Buraya kadar anlatılanlarda bir hata ve yanlış yok; ancak yanlış anlama veya anlamama problemi vardır. Öncelikle mezarlık veya dini cemiyetlerde okunan Kuran, ölülere okunamaz; okunmuyor da zaten. O okunan Kuran, cenazeye katılan ölünün eşi, dostu ve yakınlarındadır. Yani orada şu vurgulanır:
“Ey cenazeye katılan cenaze ahbapları, şu anda mezara indirdiğiniz arkadaşınız gibi, yarın bir gün siz de aynı sonuçla karşılaşacaksınız. O da sizin gibi birçok cenaze ve dini merasimde bu ayetleri ve Allah’ın uyarılarını dinlemişti. Bunlara uyduysa ne ala, uymadıysa vay haline. Yarın bir gün sizin için de böyle bir gün olacak; yine bu ayetleri sizi uğurlamaya gelenler dinleyecek. Sen bu uyarıları ıskalama, erteleme, unutma; gereğini yerine getir. Ölüm anidir, dünya fanidir. Sonra hayıflanırsın. Sen hâlâ dirisin; bu okunanlar şiir değil, hikaye değil, bu buyrukları unutma, yaşa kardeşim.”
Ama cenazeye gelenlerin bazıları, bu ayetleri ölüye okuduğumuzu sanır; bu yanılgıdır, aldanmadır. Kimse bu amaçla ölüye Allah buyruklarını duyurmaya çalışmaz.
Şu kadar var ki, Kuran bir ibadettir; dirilere bu Allah buyrukları okunurken aynı zamanda bir hayır da işlenmektedir. İşlenen bu hayır ve ibadetin sevabı o anda ölen ve farklı ölüler için ithaf da edilir. Bunun İslam açısından bir mahzuru yoktur. Hatta bunu yapmak, vefakârlık açısından da bir gerekliliktir. Hayır hasenat yapıp ölülerimize sevabını bağışlamak ile yaptığımız hayri bağışları ölüye göndermek ayrı şeylerdir. Ölüye bağış, kurban, cami inşası vb. gönderilmez; yapılan bu ibadet hayırlarının sevabı gönderilir.
Netice-i kelam: Bu polemikler çoğu defa kasıtlıdır. Örf ve adetlerimizden, dinimizden koparmayı amaçlar. Bu nedenle itibar etmemek lazımdır. Ancak okunan Kuran’ın ne amaçla okutulduğunu iyi bilmemiz gerekir.