Yeni yıl, neden gerçek bir dönüşüm sanılır? Yılbaşı, insan zihninin anlam üretme ihtiyacının en görünür olduğu eşiklerden biridir. Takvimin değişmesiyle birlikte, geçmişin geride kaldığına ve yeni bir başlangıcın mümkün olduğuna inanmak isteriz. Oysa psikoloji bize şunu açıkça söyler: Zaman ilerler; insan ise ancak fark ettiğinde dönüşür.
Metanoia, yani zihinsel ve duygusal dönüşüm, bir tarihle başlamaz. Bir gece yarısı verilen kararlarla da oluşmaz. Metanoia, kişinin kendi tekrarlarını fark etmesiyle başlar. Aynı ilişkiler, aynı tepkiler, aynı kaçış biçimleri…
Değişmeyen takvim değil, insanın iç düzenidir. Yeni yıl kararlarının büyük çoğunluğunun kısa sürede terk edilmesi tesadüf değildir. Çünkü bu kararlar çoğu zaman içgörüden değil, suçluluk duygusundan beslenir. “Yeterince iyi değilim” düşüncesi, “bu yıl daha iyi olmalıyım” cümlesine dönüşür. Oysa psikolojik değişim, kendini yetersiz ilan ederek değil; kendini anlamaya cesaret ederek gerçekleşir. Gerçek dönüşüm, şu soruyla başlar: “Ben neden hep aynı noktaya geri dönüyorum?”
Bu soru, yeni yıl dileklerinden daha rahatsız edicidir. Ama aynı zamanda daha iyileştiricidir. Çünkü insan ancak rahatsız olduğu yerde fark eder.
Metanoia'nın özü budur: İnsanın kendine bakışının değişmesi. Hayatı değil, önce anlamı dönüştürmesi.
Belki bu yıl yapılması gereken, daha fazlasını başarmaya çalışmak değildir. Belki yapılması gereken, neyin artık bize ait olmadığını fark etmektir. Bazı hedefler değil, bazı beklentiler bırakılmalıdır.
Yeni yıl, bir umut satmaz. Ama doğru sorular sorulduğunda, insana kendisiyle karşılaşma imkânı sunar.
Ve bazen en derin başlangıç, takvimde değil, insanın kendi zihninde gerçekleşir.