Hazır hissetmek çoğu zaman bir geçiş değil, bir bekleyiştir.

İnsan, bulunduğu yerden çıkabilmek için önce hazır olması gerektiğine inanır. Ama ya bu sadece zihnin kurduğu bir oyunsa? Ya insan, hazır hissetmediği için değil; adım atmaktan kaçtığı için olduğu yerde kalıyorsa?

Hayat, seçim anlarında ikiye ayrılmaz. Asıl bölünme insanın içinde olur. Bir yanda yaşayabileceği hayat, diğer yanda vazgeçtiği ihtimaller...

İnsan çoğu zaman seçim yapmaktan değil, seçmediği hayatın kaybıyla yüzleşmekten korkar.

Bu yüzden bekler. “Hazır olduğunda” başlayacağını söyler.

Ama o an çoğu zaman hiç gelmez. Çünkü netlik düşünerek değil, hareket ederek oluşur. Carl Rogers şöyle der: “İnsan hazır olduğunda değil, karar verdiğinde değişir.”

Kaygı, özgürlüğün bedelidir. Seçim yapmak sarsar.

Belirsizlik korkutur. Ama insan, o sisin içinden geçmeden kendi yolunu göremez. Ve belki de gerçek şu: Hazır hissetmek bir başlangıç değil, bir bahanedir.

Adım attığında, korku yumuşar.

Belirsizlik dağılır. Ve ruh, ancak o zaman özgürleşir.