Allah’ın sisteminde her şey zıddıyla bilinir. Karanlığı görmeyen insana ışığın önemi anlatılamaz. Sağlığını kaybetmeyene sağlık anlatılamaz gibi her şey zıddıyla kavranır ve değerleşir.
Evimizin önündeki bir ağaçın gölgesinden, meyvesinden, dalına konan kuşların cıvıltısından yararlanırız. Ama ağaca su vermek, dallarını budamak, gübrelemek aklımıza gelmez çoğu kez. Ağaç kesildiğinde tüm pişmanlıklarımız tepemize üşüşür.
Bahçemizdeki kedi, köpek, kuzu veya başka bir hayvan da var iken değersizdir, bir yük gibi düşünülür, ama yokluğunda kıymetleşir. Aslında insana hizmet sunan her şey bu şekildedir. Hizmeti sunanlara ilk ulaştığında insan sevinir, sonrasında o hizmet doğalmış, hizmeti sunan mecburiymiş gibi algılar.
Vücudumuzun her organı otomasyon sistemiyle entegre olarak tüm hizmetlerimizi giderirken, insan bu nimet ve hizmetlerin hiç birinin farkında olmaz. İnsan için bu hizmetler çok anlamsızdır. Dişleri ağızına konan tüm cisimleri öğütür. Bir diş ağrısında düçar olan insan yerinde duramaz, canının diş ağrısından çıkacağını sanır. Ne yiyebilir, ne içebilir. Ateşlenir, dişini çektiğinde de yeri boş kalır. Dişin işlevi bu zamanda anlaşılır.
İnsan kabız olduğunda tuvalet ve idrar boşaltmanın önemi kavranır. Ama hergün düzenli işlev yapan organı insan unutur. Ayaklar, eller, göz, kulak, burun ne işler başarır ne işler. Hele iç organlar?
Kalp 5 saniye durması hayatı bitirir, mide, bağırsak, ciğerler, böbrekler…
Hepsi harika hizmetler icra ederler.
Vucudun sahibi olan akıl bunları düşünüp, teşekkür borcu olduğunu hatırlar mı. Hayır, maalesef hatırlamaz. Ne zamanki bir organ isyan eder, görevini yapmama kararı alır, işlevini yapmaya direnir, o zaman insan aklı akıllanır. Ey vah, bu organlar ne büyük işler yapıyormuş, bunu memnun edip, eski haline döndürmek için doktor doktor gezer ve tedavisine bakar. Çok büyük paralar harcar, bu organı tekrar kazanmak için. Oysa önceki hizmetlerin maddi ederini hesaplasa, bunun karşılığını hiçbir şekilde ödeyemez insan.
Dolayısıyla da her organ görev adamı olarak işlev yaptığında kimse farkında olmaz. Kıymeti bilinmez. Ama isyan bayrağını çektiğinde, etrafında pervane olur akıl ve sinir sistemi, asalaklığı bırakıp, kendine hayat konforu sağlayan organlara yönelir.
Toplumlar da böyledir. İşinin başında ciddiyetle işini bir görev aşkıyla yapanlar, işlerini savsaklamayanlar, kazancına haram bulaştırmama mücadelesi verenler, akşam iş dönüşü büyük bir huzurla evine dönen görev adamları, aslında bu yoğun tempodan yorulmazlar. Çünkü severek ve isteyerek işlerini yaparlar, yorulduklarını anlamazlar. Bunlar görev adamıdır. Kimseye göre duruş sergilemez, işinin hakkını vermek için çalışır. Yanındakinin hiçbir iş yapmamasına takılmaz, o evine götüreceği lokmanın helal olmasına itibar eder. İşinde çok başarılıdır. İdarecileri de genelde tüm işleri ona yükler, nedeni ise, işini tam ve güzel yapmasıdır. Aslında bu davranış insan olan tembel kişileri çok rencide etmesi gerekirken, asalak tipler asalaklıklarıyla övünürler. Çalışmadan, iş yapmadan maaş aldıkların ballandırarak anlatırlar. Çalışsa da, çalışmasa da aynı maaşı aldığına göre neden çalışayım, arazi olarak da aynı maaşı alıyorum der.
Burada organların hasta olması gibi, görev adamlarının izine ayrılması, tayin yaptırması veya emekli olması durumunda ciddi bocalamalar yaşanır. İşleri kimin yapacağı endişeleri sarar ortamı. Asalaklar kendi yatma düzenlerinin bozulacağına üzülürler.
Aslında görevini yapan vücut organlarının sunduğu hizmeti görmeyen akıl ve sinir sistemi gibi, bu asalak tipleri görmeyen idareciler veya bunları koruyan yandaşların farkında olmak gerekir. Bu asalak tipler, görev sisteminin içine sokulmalı, işini yapmayan asalak sistem dışına itilmelidir. Vücutta iflas bayrağını çeken organın vücutta durması nasıl diğer organları da devre dışına itmeye neden oluyorsa, bu asalaklar da görev adamlarının asalaklaşmasına neden olmaktadır. Bu bozukluk süreç içinde ülkenin tüm hizmet alanlarına sirayet edip, sistemi çökertebilmektedir.
Küçükken görülmek istenmeyen asalaklıklar büyüyor, önce kurumu, sonra toplumu çökertiyor. Şu anda ülkemize baktığımızda, bir asır önceki görev adamlarının oranıyla günümüzü kıyaslayamacak durumdayız. Artık görev adamlığı dediğimizde, Avrupayı örnek gösteriyoruz. Oysa bir ilkel araçlarla gece gündüz çalışan, üreten, asalaklığın çok ayıp bir iş olduğunu bilen toplumduk. Ama iş tersine döndü ve şu anda tehlike çanları çalmaktadır.
Asalaklığı bir hüner görmek ise çok derin bir hastalıktır. Bu gün geldiğimiz nokta, siyasette, ticarette, hizmet sektörlerinde, üretimde, sanatta neredeyse her çalışan, çalışmadan, emek vermeden, ter dökmeden kazanmak istiyor. Bu facia bir durumdur.
Bu nedenle toplumda asalak, parazit ve hazırcı tiplerle ciddi mücadele vermemiz kaçınılmazdır. Bu mücadeleyi başta kendimizden başlayıp, ailemizde, iş yerimizde, mahallemizde ve devlet olarak hep beraber yapmamız gerekir. Görev adamı olmanın bir asalet olduğunu öğretmemiz ve bunu yaşamamız şarttır.
Asalaklar ve görev adamları
Allah’ın sisteminde her şey zıddıyla bilinir. Karanlığı görmeyen insana ışığın önemi anlatılamaz. Sağlığını kaybetmeyene sağlık anlatılamaz gibi her şey zıddıyla kavranır ve değerleşir.
Evimizin önündeki bir ağaçın gölgesinden, meyvesinden, dalına konan kuşların cıvıltısından yararlanırız. Ama ağaca su vermek, dallarını budamak, gübrelemek aklımıza gelmez çoğu kez. Ağaç kesildiğinde tüm pişmanlıklarımız tepemize üşüşür.
Bahçemizdeki kedi, köpek, kuzu veya başka bir hayvan da var iken değersizdir, bir yük gibi düşünülür, ama yokluğunda kıymetleşir. Aslında insana hizmet sunan her şey bu şekildedir. Hizmeti sunanlara ilk ulaştığında insan sevinir, sonrasında o hizmet doğalmış, hizmeti sunan mecburiymiş gibi algılar.
Vücudumuzun her organı otomasyon sistemiyle entegre olarak tüm hizmetlerimizi giderirken, insan bu nimet ve hizmetlerin hiç birinin farkında olmaz. İnsan için bu hizmetler çok anlamsızdır. Dişleri ağızına konan tüm cisimleri öğütür. Bir diş ağrısında düçar olan insan yerinde duramaz, canının diş ağrısından çıkacağını sanır. Ne yiyebilir, ne içebilir. Ateşlenir, dişini çektiğinde de yeri boş kalır. Dişin işlevi bu zamanda anlaşılır.
İnsan kabız olduğunda tuvalet ve idrar boşaltmanın önemi kavranır. Ama hergün düzenli işlev yapan organı insan unutur. Ayaklar, eller, göz, kulak, burun ne işler başarır ne işler. Hele iç organlar?
Kalp 5 saniye durması hayatı bitirir, mide, bağırsak, ciğerler, böbrekler…
Hepsi harika hizmetler icra ederler.
Vucudun sahibi olan akıl bunları düşünüp, teşekkür borcu olduğunu hatırlar mı. Hayır, maalesef hatırlamaz. Ne zamanki bir organ isyan eder, görevini yapmama kararı alır, işlevini yapmaya direnir, o zaman insan aklı akıllanır. Ey vah, bu organlar ne büyük işler yapıyormuş, bunu memnun edip, eski haline döndürmek için doktor doktor gezer ve tedavisine bakar. Çok büyük paralar harcar, bu organı tekrar kazanmak için. Oysa önceki hizmetlerin maddi ederini hesaplasa, bunun karşılığını hiçbir şekilde ödeyemez insan.
Dolayısıyla da her organ görev adamı olarak işlev yaptığında kimse farkında olmaz. Kıymeti bilinmez. Ama isyan bayrağını çektiğinde, etrafında pervane olur akıl ve sinir sistemi, asalaklığı bırakıp, kendine hayat konforu sağlayan organlara yönelir.
Toplumlar da böyledir. İşinin başında ciddiyetle işini bir görev aşkıyla yapanlar, işlerini savsaklamayanlar, kazancına haram bulaştırmama mücadelesi verenler, akşam iş dönüşü büyük bir huzurla evine dönen görev adamları, aslında bu yoğun tempodan yorulmazlar. Çünkü severek ve isteyerek işlerini yaparlar, yorulduklarını anlamazlar. Bunlar görev adamıdır. Kimseye göre duruş sergilemez, işinin hakkını vermek için çalışır. Yanındakinin hiçbir iş yapmamasına takılmaz, o evine götüreceği lokmanın helal olmasına itibar eder. İşinde çok başarılıdır. İdarecileri de genelde tüm işleri ona yükler, nedeni ise, işini tam ve güzel yapmasıdır. Aslında bu davranış insan olan tembel kişileri çok rencide etmesi gerekirken, asalak tipler asalaklıklarıyla övünürler. Çalışmadan, iş yapmadan maaş aldıkların ballandırarak anlatırlar. Çalışsa da, çalışmasa da aynı maaşı aldığına göre neden çalışayım, arazi olarak da aynı maaşı alıyorum der.
Burada organların hasta olması gibi, görev adamlarının izine ayrılması, tayin yaptırması veya emekli olması durumunda ciddi bocalamalar yaşanır. İşleri kimin yapacağı endişeleri sarar ortamı. Asalaklar kendi yatma düzenlerinin bozulacağına üzülürler.
Aslında görevini yapan vücut organlarının sunduğu hizmeti görmeyen akıl ve sinir sistemi gibi, bu asalak tipleri görmeyen idareciler veya bunları koruyan yandaşların farkında olmak gerekir. Bu asalak tipler, görev sisteminin içine sokulmalı, işini yapmayan asalak sistem dışına itilmelidir. Vücutta iflas bayrağını çeken organın vücutta durması nasıl diğer organları da devre dışına itmeye neden oluyorsa, bu asalaklar da görev adamlarının asalaklaşmasına neden olmaktadır. Bu bozukluk süreç içinde ülkenin tüm hizmet alanlarına sirayet edip, sistemi çökertebilmektedir.
Küçükken görülmek istenmeyen asalaklıklar büyüyor, önce kurumu, sonra toplumu çökertiyor. Şu anda ülkemize baktığımızda, bir asır önceki görev adamlarının oranıyla günümüzü kıyaslayamacak durumdayız. Artık görev adamlığı dediğimizde, Avrupayı örnek gösteriyoruz. Oysa bir ilkel araçlarla gece gündüz çalışan, üreten, asalaklığın çok ayıp bir iş olduğunu bilen toplumduk. Ama iş tersine döndü ve şu anda tehlike çanları çalmaktadır.
Asalaklığı bir hüner görmek ise çok derin bir hastalıktır. Bu gün geldiğimiz nokta, siyasette, ticarette, hizmet sektörlerinde, üretimde, sanatta neredeyse her çalışan, çalışmadan, emek vermeden, ter dökmeden kazanmak istiyor. Bu facia bir durumdur.
Bu nedenle toplumda asalak, parazit ve hazırcı tiplerle ciddi mücadele vermemiz kaçınılmazdır. Bu mücadeleyi başta kendimizden başlayıp, ailemizde, iş yerimizde, mahallemizde ve devlet olarak hep beraber yapmamız gerekir. Görev adamı olmanın bir asalet olduğunu öğretmemiz ve bunu yaşamamız şarttır.