Son günlerde sosyal medyada bir öğretmenin sözleri dikkatimi çekti. “Velilere çocuklarıyla ilgili bir sorun söylediğimizde, çoğu zaman bize kızıyorlar, tavır alıyorlar” diyordu. Bu cümle aslında hepimize ayna tutuyor.
Bir süredir etrafıma daha dikkatli bakıyorum. Toplu taşıma araçlarında, kafelerde, sokaklarda…
Çocuklar bağırıyor, çağırıyor, etrafı rahatsız ediyor. Daha da düşündürücü olan ise bazı ailelerin bundan rahatsız olmak yerine bunu normal karşılaması, hatta kimi zaman hoş görmesi. Oysa çocuk, sınırlarla büyür. “Yapma” demeyi bilmeyen bir ebeveynlik, çocuğa iyilik değil, uzun vadede zarar verir.
Evimiz bir çocuk parkının yanında. Gün boyu yaşananlara şahit oluyorum. Küçük tartışmaların nasıl hızla kavgaya dönüştüğünü, yaşıt zorbalığının nasıl sıradanlaştığını görmek zor değil. Sonrasında ise haberlerde karşımıza çıkan o acı tablolar: şiddet, kavgalar, hatta geri dönüşü olmayan sonuçlar…
Oysa mesele çok daha temelden başlıyor. Çocuklarımıza önce saygıyı öğretmeliyiz. Birlikte yaşamanın ne demek olduğunu, başkalarını rahatsız etmemeyi, empati kurmayı anlatmalıyız. “Lütfen” demeyi bilen, karşısındakine değer vermeyi öğrenmiş bir çocuk; gücünü zorbalıkla değil, karakteriyle gösterir.
Burada aileye büyük sorumluluk düşüyor. Çocuğunun hatasını kabul etmek yerine onu savunmak, görmezden gelmek ya da örtbas etmek; problemi çözmez, büyütür. Biri çocuğumuz hakkında bizi uyardığında, bunu bir saldırı değil, bir fırsat olarak görmek gerekir. Eksik kalan bir yönü fark etmek, düzeltmek için bir şanstır.
Bugünün gençliğinde sıkça gördüğümüz “sert” tavırların, kavgaya meyilli davranışların arkasında sadece bireysel değil, kültürel etkiler de var. Şiddeti normalleştiren içerikler, yanlış rol modeller…
Ancak tüm bunların karşısında en güçlü denge unsuru yine ailedir.
“Çocuğumu okula gönderiyorum, öğretmen ilgilenir” düşüncesi yeterli değil. Eğitim sadece okulda değil, asıl olarak evde başlar. Çocukla birebir ilgilenmek, onu dinlemek, anlamaya çalışmak; en az akademik başarı kadar önemli.
Ayrıca bir terslik hissedildiğinde profesyonel destek almaktan çekinmemek gerekir. Bir uzmana başvurmak, bir eksiklik değil; aksine sorumluluk sahibi bir yaklaşımın göstergesidir.
Sonuç olarak mesele çok açık: Çocuklarımızı sadece büyütmek değil, doğru yetiştirmek zorundayız. Sevgiyle, ilgiyle ama aynı zamanda sınırlarla…
Çünkü bugün göz ardı edilen küçük hatalar, yarının büyük acılarına dönüşebilir.
Ve unutmayalım: İlgisiz ve sevgisiz büyüyen bir çocuk, sadece kendi hayatını değil, başkalarının hayatını da etkiler.