Daha geçen sene dün gibiydi. Üç aylar demiştik, Recep, Şaban, Ramazan, bayram derken devran döndü yine aynı yere geldik. Tabii ki ömrü yetenler. Kimileri de bu yıla yetişemezken, kim bilir bir sonraki yılda kimler olmayacak!.
Her kutsal gün ve geceler gündeme geldiğinde ülkemizde bir tartışma yumağıyla karşılaşırız. Üç aylar diye bir şey var mı yok mu? Asırlardır kutlansa da Kuran’da yeri var mı yok mu? Hadislerde var mı yok mu, varsa hadisler sahih mi acaba? Gibi bir çok tartışma yaşarız böyle önemli zamanlarda.
Her şeyden önce Peygamber as. Hayatında var olan, onun önemsediği, yaşayarak örnek olduğu, kıymet verdiği her şey dinimizin bir kuralıdır. Bu böyle biline. Ayrıca on beş asırdır da bu ay ve günler kutlanıp önemsenmiş, bu da bunun gerekliliğinin işaretidir. Ha şunu da belirmek lazım ki, zaten bu manevi iklimden nasibi olmayan mutlaka bir mazeret üretecektir, onlar dilediği gibi anlar veya yaşar. Yolları açık olsun.
Bize gelince, biz üç ayların da; Miraç, Regaip, Kadir geceleri gibi geçelerin kutsiyetine tam olarak inanır ve mükafatına nail olmak için de emek veririz. Üç ayların habercisi Recep ayıdır ki içine dahil olduk. Sonra Şaban ayı, ardından da Ramazan’ı idrak edeceğiz. İnsan hayatında değişim insanı ferahlatır, motive eder. Mekan değişikliği, eşya, elbise değişikliği vs. Manevi olarak da insan 9 ay boyunca rutin bir hayat yaşamaktadır. Cumasına, beş vakit namazına ve farz ibadetlerine odaklanmaktadır. Bunları ifa edince kendini mutlu saymaktadır.
Ama üç ayların ilk girişiyle Müslüman, artık beş vakit dışında kaza ve nafile namazlara da başlar. Kuran okumalarını artırır. Hayır hasenat, fakiri gözetme, muhtaçlara el uzatmada daha cömertleşir. Hatim grupları oluştururlar, ev sohbetleri, salon toplantıları, toplu merasimler icra ederler. Günahlarını sorgular, tövbe eder ve işlediği hayırların günahlara kefaret olacağını bilir.
Recep ayı, temponun başlangıcıdır. Bu ayda daha çok ısınma tarzı ibadetlere yönelir insan. Şaban ayında daha tertipli ve düzenli, ibadetler de çoğaltılır. Bir sonraki adım Ramazan olduğu için, o tempoya alışmaya gayret edilir.
Bu manevi iklimi aile ortamımızda ve iş yerlerimizde de hissettirmeliyiz. Bizim dışımızdaki müminlerin de bu tür ibadetlere ihtiyaçları vardır. Onları da bu hayri hizmetlere teşvik etmemiz gerekir. Aile fertlerimizi, özellikle çocuklarımıza üç ayları hissettirmemiz lazım. Ramazan ayına geldiğimizde, her bakımdan manevi seviyemizi zirveye ulaştırmalıyız. İbadetlerimiz yanında zengin olanlarımız yurt içinde ve dışındaki yardıma muhtaç olanlara özellikle destek olmalıyız. Bu gün onların başına gelenin bizim başımıza gelmeyeceğini garanti edemeyiz.
Diğer yandan üç aylar bizim her haramdan uzaklaşmamız için bir perhiz aylarıdır diyebiliriz. Bütün davranışlarımızdaki aşırılıkları törpülemek için bu aylar bir fırsat olabilir. Konuşurken edep dışına taşıyorsak, boş lakırdı yapıyorsak, küfürlü, argo ifadeler kullanıyorsak, bu aylarda kendimizi frenleyip bunlar yerine “Affet Allah’ım, La havle vela kuvvete illabillahil aliyyil azim, sübhanallah” gibi cümlelerle lisanımızı hem süsler, hem çirkinlikleri törpüleyebiliriz.
Bu günün bir büyük hastalığı da israftır. Sözlerimizdeki, giyimimizdeki, kullandığımız eşyalardaki, yeme içmemizdeki, kısaca her alandaki aşırı harcamalarımızı makul seviyelere indirmek için bir dönüşüm zaman dilimi olabilir bu aylar. İnsan alışkanlıklarını bir süre sonra normalleştirdiği için, kendimizdeki eksikleri göremez, hatta gereklilik olarak bile düşünebiliyoruz.
Bu nedenledir ki, hem daha rahat, temposuz, daha durağan bir hayat, aşırılık yüklerini de sırtımızdan indirerek üç ayı bir denemek belki de çok büyük bir huzura ulaşmamıza fırsat sağlayacaktır.
Kim üç aylar yoktur, kandil geceleri uydurmadır, bunlar din değildir, diyorsa o kendini bağlar, onlar bildikleri hayata devam etsin. Ama gerçek müminler bu davranış ve ibadet kontrolünde ne zarar görüyor ki, ‘bunlar olmasın’ diye bağırıp duruyorlar. Biz İslam’ın ilk günlerinden beri gelen bu dini uygulamalarımızı asla terk edemeyiz son cümlemle yazımı noktalıyorum.