Yalova’da bazen… Öyle saçmalıklara… Öyle ucuz hareketlere… Öyle görmemişliklere… Öyle hazımsızlıklara şahit oluyoruz ki..!


“Yok artık, bu kadarı da olmaz.” diyoruz.
Geçen ay Sokrates’in eşek hikâyesi ile alakalı yazılmış bir yorum geldi aklıma. Noktasına, virgülüne dokunmadan paylaşıyorum.
“Bir eşek beni tekmelese, onu mahkemeye mi veririm; yoksa ben de tekme mi atarım?” demiş üstat.
Yazı şöyle devam ediyor…
“Sokrates’in örnek olarak eşeği seçmesi bir tesadüf değildir. Eşek, akılla değil içgüdüyle davranan, ne yaptığının ahlâkî veya mantıksal hesabını yapmayan bir varlıktır. Bu sebeple Sokrates aslında şunu sorar: Aklı olmayan bir varlığın eylemini, akılla cevaplayarak ciddiye almak gerekir mi?
Bir eşek seni tekmelerse, ona dava açmazsın; çünkü hukuku anlayacak bir bilinci yoktur. Ona kızmazsın; çünkü kötülüğü seçmiş değildir. Ona tekme atarak karşılık vermezsin; çünkü bu seni haklı kılmaz, sadece seni de eşekleştirir. İşte metaforun asıl önermesine gelmiş bulunuyoruz: Her saldırı muhatap alınmayı hak etmez.
Eşek elbette eşekliğini yapıp tekmeyi atacaktır.
Ancak Sokrates burada bizi aklın ilkesiyle hareket etmeye çağırır ve şöyle dememizi bekler:
“Sen başka bir düzlemde davranıyorsun, ben oraya inmeyeceğim.”
Diyerek yorum sonlanıyor.
O yüzden…
Eşeklere bir şey diyemeyiz…
Ama…
Ya sahiplerine..?